İsrail ile Lübnan, ABD arabuluculuğunda Washington’da doğrudan görüşme sürecini başlatarak onlarca yıl sonra ilk kez resmi düzeyde diplomatik temas kurdu. Görüşmelerin, İsrail’in Lübnan’ın güneyine yönelik saldırılarının sürdüğü bir dönemde ABD Dışişleri Bakanlığı’nda yapılması dikkat çekti. Toplantı sonrasında ABD, İsrail ve Lübnan tarafından yayımlanan ortak açıklamada, tarafların doğrudan müzakerelere başlama konusunda mutabık kaldığı bildirildi. Bu adım, ortadoğu gündeminde çatışmanın kontrol altına alınması ve daha geniş bir barış süreci ihtimalinin test edilmesi açısından kritik görülüyor. Ancak sahadaki tablo, masadaki diplomasi kadar hızlı değişmiyor: Lübnan makamları, 2 Mart’tan bu yana düzenlenen saldırılarda 2 bin 89 kişinin öldüğünü ve 1 milyon 162 bini aşkın kişinin yerinden edildiğini açıkladı. Tam da bu nedenle, Washington’daki temasların “uzun süre sonra” gelen bir açılım olmasına rağmen, sürecin kırılganlığı ilk günden kendini hissettirdi.
Washington’da başlayan İsrail Lübnan görüşmelerinde “doğrudan müzakere” kararı
Görüşmeler, ABD Dışişleri Bakanlığı binasında ve ABD’nin arabuluculuğunda yürütüldü. Anadolu Ajansı’nın aktardığı bilgilere göre bu buluşma, iki ülke arasında 30 yılı aşkın süredir kayda geçen ilk doğrudan temas niteliği taşıyor. Toplantı sonrası yayımlanan üçlü ortak açıklamada, tarafların doğrudan müzakerelere geçilmesi konusunda anlaşmaya vardığı belirtildi.
Sürece dair kamuoyuna yansıyan mesajlar, hem beklentiyi hem temkini aynı anda besliyor. ABD’deki İsrail Büyükelçiliği, görüşmeyi “mükemmel” olarak nitelendiren bir açıklama yaptı. Diplomatik kanalların açılması, pratikte sınır hattındaki gerilimin azaltılması, ateşkes parametrelerinin konuşulması ve ilerleyen aşamada daha kalıcı siyasi çerçevelerin tartışılması anlamına gelebilir.
Bu temasların, bölgedeki daha geniş uluslararası ilişkiler ikliminden bağımsız olmadığı da görülüyor. Son dönemde farklı dosyalarda artan barış çağrıları, liderler diplomasisi ve arabuluculuk girişimleri, kamuoyunun “aynı anda birden çok kriz” algısını güçlendiriyor. Nitekim bölgesel barış çağrılarına dair örnekler arasında Papa XIV’ün barış çağrısı gibi çıkışlar da dikkat çekiyor. Washington’daki masanın kaderi ise sahadaki şiddetin temposuyla doğrudan bağlantılı olacak.

İsrail’in saldırıları ve Lübnan’daki insani tablo görüşmelerin zeminini belirliyor
Diplomatik temas sürerken çatışma dinamiği de devam ediyor. İsrail ordusu, 2 Mart’ta Lübnan’dan füze atışının tespit edilmesi sonrası ülkenin kuzeyinde sirenlerin devreye girdiğini duyurmuştu. Ardından İsrail, Lübnan genelinde hava saldırılarına başladığını, Beyrut’un da hedef alındığını açıkladı; havadan ve denizden yoğun saldırılar yürütüldüğü, kara harekâtının kapsamının genişletildiği bilgileri paylaşıldı.
Lübnan Sağlık Bakanlığı, 2 Mart’tan itibaren saldırılarda 2 bin 89 kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Lübnan hükümeti ise ülke içinde yerinden edilenlerin sayısının 1 milyon 162 bini geçtiğini duyurdu. Bu rakamlar, masadaki görüşmeler ile sahadaki insani maliyet arasındaki uçurumu gözler önüne seriyor.
Bu tür krizlerde diplomatik trafiğin hızlanması, çoğu zaman iki farklı hedefi aynı anda taşır: Bir yandan gerilimi düşürmek, diğer yandan çatışmanın daha geniş bir bölgesel cepheye yayılmasını önlemek. Ortadoğu dosyasında da benzer bir denge arayışı dikkat çekiyor. Bölgedeki diğer insani kriz başlıklarının da küresel gündemde yer tuttuğu bir dönemde, örneğin Sudan’daki savaşın insani krizi gibi dosyalar, uluslararası kamuoyunun “kalıcı çözüm” beklentisini daha görünür hale getiriyor.
Washington’daki temasların kalıcılığı, ateşkesin sahada nasıl işletileceği ve sivillerin korunmasına yönelik mekanizmaların güçlendirilip güçlendirilmeyeceğiyle ölçülecek.
Hizbullah’ın itirazı ve 16 ülkelik destek mesajı barış sürecinin sınırlarını çiziyor
Diplomasi kanalı açılırken Lübnan iç siyasetindeki tepkiler de sertleşti. Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Lübnan hükümetine İsrail ile doğrudan müzakereleri “iptal etme” çağrısı yaptı. Canlı yayındaki açıklamasında, Lübnan’ın “Büyük İsrail projesinin hedefi” olduğunu savundu ve egemenlik vurgusu yaptı; ayrıca 2024’te varılan ateşkes anlaşmasının uygulanması gerektiğini, saldırıların durması, İsrail’in geri çekilmesi, tutsakların serbest bırakılması ve yeniden inşa sürecinin başlaması gerektiğini dile getirdi.
Öte yandan uluslararası cephede de Lübnan’a dönük siyasi destek mesajları geldi. İngiltere, Fransa ve Belçika’nın da aralarında bulunduğu 15 Avrupa ülkesi ile Avustralya, İsrail’in Lübnan’a ve Hizbullah’ın İsrail’e yönelik saldırılarını kınayan ortak bir açıklama yayımladı. Açıklamada, Lübnan’ın bölgesel tansiyonu düşürme çabalarına dahil edilmesi gerektiği vurgulanırken, tüm taraflara kalıcı siyasi çözüm çağrısı yapıldı.
Bu tablo, uluslararası ilişkiler düzleminde iki katmanlı bir baskı oluşturuyor: Bir yanda çatışmanın taraflarına yönelik “şiddeti durdurma” çağrıları, diğer yanda masaya oturmanın iç politik maliyeti. Tam da bu nedenle, Washington’daki diplomatik temas yalnızca iki başkent arasında değil, aynı zamanda Lübnan’daki güç dengeleri ve dış destek hatları arasında yürüyen karmaşık bir müzakere olarak okunuyor. Sürecin bir sonraki aşaması, sahadaki saldırıların hız kesip kesmeyeceği ve tarafların masada kalıp kalamayacağı sorusuna bağlı.
Washington’daki görüşmelerin ardından açıklanan “doğrudan müzakere” mutabakatı, diplomatik sürecin çerçevesini belirlerken, kamuoyu gözünü ateşkesin sahada nasıl işleyeceğine çevirdi.





