TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, katıldığı canlı yayında küresel sistem tartışmalarını yeniden alevlendiren sert değerlendirmeler yaptı. Kurtulmuş, dünya siyaseti ve ekonomisinin derin bir sistem krizi içinden geçtiğini söyleyerek, uluslararası kurumların “adı var, etkisi yok” bir noktaya sürüklendiğini, başka bir ifadeyle giderek işlevsiz hale gelmekte olduğunu belirtti. Yüksek teknoloji ve yapay zekânın güç dengelerini hızla değiştirdiği bir dönemde, dünkü alışkanlıklarla bugünün sorunlarının çözülemeyeceğini vurgulayan Kurtulmuş’un hedefinde özellikle Birleşmiş Milletler vardı. Gazze’deki yıkım, Batı Şeria’daki uygulamalar ve bölgesel savaş riskleri üzerinden konuşan TBMM Başkanı, mevcut kurumsal yapının ciddi bir etkinlik kaybı yaşadığını savunarak, yeni ve kapsayıcı bir yaklaşım çağrısı yaptı. Bu çıkış, jeopolitik sarsıntıların yanı sıra dijital ekonominin hızlanan küreselleşme dinamikleriyle iç içe geçen bir dönemde, “kim yönetiyor, kim denetliyor?” sorusunu da yeniden gündeme taşıdı.
Kurtulmuş’un canlı yayındaki mesajı: Kurumlar var ama etkileri giderek siliniyor
Kurtulmuş’un değerlendirmeleri, uluslararası mekanizmaların kriz anlarında caydırıcılık üretemediği yönündeki eleştirileri merkezine aldı. TBMM Başkanı, dünyadaki çatışmaların sayısı ve şiddeti artarken, küresel ölçekte hakemlik iddiasındaki yapıların kararlarının sahada karşılık bulmadığını dile getirdi. Ona göre asıl sorun, sadece siyasi irade eksikliği değil; mevcut kurumsal yapının yeni güç ilişkileri karşısında hızla aşınması.
Bu çerçevede Kurtulmuş, tek kutuplu düzenin çöktüğünü, çok merkezli rekabetin ise eski kurumların reflekslerini kilitlediğini anlattı. “Dünün reçeteleri” ifadesi etrafında şekillenen bu vurgu, özellikle teknoloji yarışının belirlediği yeni dönemde, kuralların kâğıt üzerinde kalmasına bağlandı. Nitekim yarı iletkenler, yapay zekâ altyapıları ve dijital egemenlik tartışmaları, klasik diplomasi kanallarının ötesinde bir güç alanı yaratıyor. Bu dönüşümün ekonomik ayağına dair güncel tartışmalar, yapay zekânın küresel ekonomiyi yeniden şekillendirmesi başlığı altında da yakından izleniyor.

Teknoloji hızlanırken uluslararası düzen neden ağır kalıyor?
Kurtulmuş’un altını çizdiği noktalardan biri, yapay zekâ ve yüksek teknolojinin sadece ekonomiyi değil, güvenliği ve diplomatik pazarlıkları da dönüştürmesi. Bu dönüşüm, devletlerin karar alma süreçlerini hızlandırırken, uluslararası kuruluşların yavaş işleyen prosedürlerini daha görünür biçimde tartışmalı hale getiriyor. “Bu kadar hızlı değişen bir dünyada, kurumlar neden yerinde sayıyor?” sorusu, eleştirinin omurgasını oluşturuyor.
Özellikle yapay zekâ tedarik zinciri ve çip üretimi etrafındaki rekabet, küresel yönetişimin yeni sınav alanlarından biri. Bugün birçok ülke için stratejik sayılan bu ekosistemdeki gelişmeler, ASML ve TSMC eksenindeki yapay zekâ odaklı üretim yarışı gibi başlıklarda takip ediliyor. Kurtulmuş’un “yeni ve kapsayıcı görüşler” ihtiyacını vurgulaması, tam da bu hız farkının yarattığı gerilime dayanıyor.
BM eleştirisi, Gazze ve savaş riski: Uluslararası hukuk tartışması derinleşiyor
Kurtulmuş, Birleşmiş Milletler’e yönelik eleştirisini doğrudan sahadaki çatışmalara bağladı. BM’nin hangi çatışmayı bitirebildiği sorusunu gündeme taşıyarak, kurumun güç sahibi aktörlerin etkisi altında kaldığını savundu. Bu yaklaşım, uluslararası hukukun caydırıcılığının zayıfladığı, kavramların içinin boşaldığı yönündeki daha geniş tartışmanın parçası.
Gazze’deki saldırıların “soykırım boyutuna ulaştığı” değerlendirmesini paylaşan Kurtulmuş, İsrail’in uygulamalarını 1974’te sembolleşen Güney Afrika apartheid rejimiyle kıyasladı. Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik hukuksuz infaz iddiaları ve mahkeme kararları üzerinden, uluslararası sistemin sessizliğini eleştirdi. Ayrıca “75 binden fazla insanın katledildiği” bir tabloda hiçbir mekanizmanın durdurucu rol oynayamamasını insanlık dramı olarak niteledi.
Bölgesel çatışma riski başlığında ise Amerikan ve İsrail güçlerinin İran’a saldırısıyla başlayıp çevreye yayılan bir savaş senaryosuna dikkat çekerek, gerilimin nasıl durdurulacağı konusunda kaygılarını aktardı. Kurtulmuş’un işaret ettiği mesele, yalnızca bir kriz yönetimi zafiyeti değil; aynı zamanda uluslararası düzenin kriz anlarında görünür hale gelen etkinlik kaybı. Bu noktada tartışma, küresel siyasetin ekonomiyle birlikte okunduğu G7 gündemlerinin Orta Doğu yansımalarına kadar uzanıyor.
Parlamenter diplomasi vurgusu: Küreselleşme çağında yeni bir iş birliği arayışı
Kurtulmuş, sert tabloya rağmen çözüm başlığını “parlamenter demokrasi” üzerinden kurdu. Farklı ülkelerden milletvekillerinin daha yoğun temas kurmasının, krizler karşısında ortak akıl üretebilecek nadir kanallardan biri olduğunu söyledi. Ona göre parlamentolar arası fikir alışverişi, küresel çürüme olarak tarif ettiği sürece karşı “ikna” ve “ortak payda” zemini oluşturabilir.
Bu vurgu, yalnızca siyasi bir öneri değil; dijital ekonominin hızlandırdığı küreselleşme içinde kararların toplumsal meşruiyetini güçlendirme arayışı olarak da okunuyor. Çünkü bugün küresel platform ekonomileri, veri rejimleri ve dijital pazarlama ağları, sınırların ötesinde etkiler yaratırken; yurttaşların bu süreçlere dair hesap sorabilme kanalları aynı hızla güçlenmiyor. Nitekim küresel ölçekte reklam pazarının yönü, platformların hakimiyeti ve görünürlük rekabeti gibi başlıklar, küresel reklam harcamalarındaki değişim üzerinden bile “kim kural koyuyor?” sorusunu diri tutuyor.
Kurtulmuş’un çizdiği çerçevede, uluslararası kurumların yeniden anlam kazanması için sadece yönetmelik değil, siyasi irade ve kapsayıcılık gerekiyor. “Yeni düzen” tartışmasının önündeki en büyük engel ise, kurumların sahadaki krizlere karşı güven üretememesi; yani işlevsiz hale gelmek olgusunun artık geniş kitleler tarafından hissedilmesi. Bu nedenle TBMM Başkanı’nın çıkışı, sadece diplomatik bir eleştiri değil, küresel yönetişimin geleceğine ilişkin daha büyük bir tartışmanın işareti olarak kayda geçti.





